Bedir Türk diline saygıyla ithaf olunur…
BEDİR
Ay başka, bir başkalık var; saf; bedr sahabesi,
Çöl başka, ufuk başka gece, ali mertebesi,
Gözlerde O, kalblerde O; evrenin efendisi,
Beş mukkaddes gece ile çıkarken cumaya,
Dillerde dua ile eller yöneldi semaya.
Çölde bir meltem estirir de kuran tilaveti,
Peygamber ordusuna bu son namaz daveti.
Kulaklar onda; duru bir sesle ezanda Bilal,
Kumlar titrer; belki bütün çölde vaki zilzal.
Rasule kalbini açmış üçyüzonuç eshab,
Öyle bir vecd ki canlar ve kanlar ona vehab.
Gazadan mahrumken sekiz bedir izinlisi,
Kalbler rehin bedirde; olmadı tesellisi.
Gönüllerde bir kaygı belki O’ndan ayrılık,
Çisiltiyle serinleyen yüzler aydan aydınlık.
Kamer suresiyle gözlerde bir müjde bir haber,
Bir nida ki sarsıyor derinden! Allahuekber.
Vadedilen taife katran karası kasvetle,
Peygamber ordusu Zübeyrle, Miktat Bin Esvet’le.
Öfkeyle Kibirle yükselir “kureyşli” sedası,
Utbe Bin Rebia,Şeybe, Velid’de, cengaver edası.
Kardeş, amca ve belki baba; hepsi bir yana,
Hüzeyfe; bu nasıl inanç ki; atıldın meydana.
Hüsrandaki Abdullahı O’ndan hatıra aldık,
Kendisine yaşamayan dost Ebubekir Sıddık,
Muaz, Muavvez ve birde Adullah Bin Revaha,
Onlar ensar; olamazlar asla küfre beha.
Uhud şehidi Hamza ki bir yanda; Seyfullah,
Bir levhada arşa kazındı Ali; Es’edullah.
Seksen yaşında bir delikanlı ki, Ubeyde,
Şehidlerin evveli gülsün! cennetül firdevsde.
Tatlı tebessümler; dünyaya gözler kapamakta,
Sen şehitsin Ubeyde peygamber muştulamakta.
Rüzgarla yarışır Ali’nin elinde zülfikar,
Yalnız, bir mukaddes gaye için kanlar akar.
Eyup El Ensar’la sancaklar arşa yükselmekte,
Serin gölgesi bedirden, istanbula düşmekte.
Ufukta toz dumanla müphem bir kanatlı ordu,
Küfürle mahsul bir gücün karşısında durdu.
O duayla kalpler de korku dizlerde titreme var,
Bütün melekler ayakta; İsrafil, Cebrail de var.
Çölde gülistandır bedir; tomurcuklar açtı,
Cennete ondört gül bugün hatıra olacaktı.
Bir ikindi vakti serinliğinde gül kokuyor,
Varlığı arşın öbür yanından duyuluyor.
O tebessüm etmekte; çehrede nurlar parlar,
Berrak nehirler tatlı serinlikle ruha dolar.
Dev yıldızlar asırlar ötesine doğmakta,
Aydınlık yüzlerde, sanki güneş kararmakta.
22 Haziran 2009 Pazartesi
senin şehrin
Senin Şehrin Türk diline saygıyla ithaf olunur....
Anlaşılmaz suallerle doluyum,
En güzel hayaller eşliğinde,
Senin şehrine,
Bir çocuk gibimutlu halimle geldim.
Geldim de; belki nasıl sevinecek,
Hatta n’aber diyecektin.
Yaz akşamlarında rüzgarın fısıltısı gibi,
Dudağından adımı duymak istedim.
Ve hiçbir şeyi istemedim o gün,
Seni istediğim kadar.
Gökteki yıldızları seyrederken,
Geceyi yaşamak gibi
Serinliğine dokundum,
Ve hiçbir şeyde teselli bulmadı kalbim,
O gün sende bulduğu kadar.
Bir serap gibi beliren hayalini,
Küçücük dünyamın hazzını duymak gibi,
Sevdim işte...
Sevdim...
Ve hiçbir şeyi sevmedim o gün
Seni sevdiğim kadar.
Sen, benden habersiz
Dar kaldırımlı sokaklarda küçüldün, küçüldün.
O siluetle belki saatlerce....
Saatlerce sensiz ve gayesiz yürüdüm,
Her nasılsahavada kalmıştı kolum,
Hala sallıyordum belki, bilmiyorum,
Sadece şaşkın bakışlarla bana bakıp,
Fısıltıyla gülümseyen,
Hatta tökezleyen liseli kızları görüyordum.
Ağır bir küfre uğramış mücrim gibi,
Gayesiz adımlarla sürüklenirken,
Titreyen ayaklarıma,
Dur bile diyemedim.
Ve asla yıkılmadım.
O gün, yıkıldığım kadar.
Ve ben yüzümün sıcaklığını hissederken,
İşte geldiğim senin şehrinden,
Yine sensizliğe gidiyorum.
Anlaşılmaz suallerle doluyum,
En güzel hayaller eşliğinde,
Senin şehrine,
Bir çocuk gibi
Geldim de; belki nasıl sevinecek,
Hatta n’aber diyecektin.
Dudağından adımı duymak istedim.
Ve hiçbir şeyi istemedim o gün,
Seni istediğim kadar.
Gökteki yıldızları seyrederken,
Geceyi yaşamak gibi
Serinliğine dokundum,
Ve hiçbir şeyde teselli bulmadı kalbim,
O gün sende bulduğu kadar.
Bir serap gibi beliren hayalini,
Küçücük dünyamın hazzını duymak gibi,
Sevdim işte...
Sevdim...
Ve hiçbir şeyi sevmedim o gün
Seni sevdiğim kadar.
Sen, benden habersiz
Dar kaldırımlı sokaklarda küçüldün, küçüldün.
O siluetle belki saatlerce....
Saatlerce sensiz ve gayesiz yürüdüm,
Her nasılsa
Hala sallıyordum belki, bilmiyorum,
Sadece şaşkın bakışlarla bana bakıp,
Fısıltıyla gülümseyen,
Hatta tökezleyen liseli kızları görüyordum.
Ağır bir küfre uğramış mücrim gibi,
Gayesiz adımlarla sürüklenirken,
Titreyen ayaklarıma,
Dur bile diyemedim.
Ve asla yıkılmadım.
O gün, yıkıldığım kadar.
Ve ben yüzümün sıcaklığını hissederken,
İşte geldiğim senin şehrinden,
Yine sensizliğe gidiyorum.
yüzleşme geçlik şiirlerim
Yüzleşme
Türk diline saygıyla ithaf olunur....
Taze koku; duydum seni yağmur.
Sokak lambası, su birikintisi ve eğilen doğru,
Patlayan damlalardazaman durdu.
Ben ve sen… ikimiz,
İkinin eksi kuvveti… amansız küçülmüş,
Bedenimde silindir; dev toplu iğne dönmüş,
Dakikalar sonrası öfkeli ses,
İntizamsız kare, zihnimde tek albüm,
Rüzgar, uçurumda nefes,
Elimde ıslak zarf; acı… acı … güldüm.
Meraksız okudum; bilinmez lisanda göz,
Satırlara düşer, çisiltiyle ağıt,
Ve anlık aydınlık, solgun yüz…
Şimşek rengi, beyaz boş kağıt.
Uğultu; telsiz kemanda melodi;
Sol anahtar; Beşli portrede demir nota;
Yağmurun sesine dam;
Vebir Maestro; ayakları geri bakan adam.
Siyahın örtüsü;yerde çöp bidonu kadavra,
Yarım simit, pet bardak,
Buruşuk gazeteden paçavra,
Üzerinde ismim,
Gecenin, tek renkli tablosu.
Çöplük…
Ruhuma sataşan fahişenin balosu…
Kaldırımda kırılır gölge endam,
Işığa sitem var.
Kaç numaralı klon; kimliksiz adam,
Hilkat, karanlık laboratuvar.
Adımlarım ıslak.
Kirli suya kalıp, ayak izim,
Gri tonlu mefküre;
Zihnimde bin muhayyel izim,
Üç boyutlu tabloda kölelik,
Meleklerin geldiği yerde bahtım.
üç metelik.
Mezar şehre; cesedimi sattım.
Işıklar, gölgeler; bir, iki, üçüm,
Yarasalar, yüzümde kanlı tırmık,
Tut elimden! siyah kırlangıç,
Gölgeler alemi; yalancı tanık.
Işıklar solgun, renkler siyaha göçte.
Uyuyan evler, gerisinde tütsülü ufuk;
Bir çığlık; oluklu kepenklerde gece üçte,
Ve davetsiz misafir... Yolum kesildi…
Bin yıllık mezarlık; duvarsız kapılar kilitli.
Kukaletalı adam; elindesoru işareti tırpan.
Tefekkür, beynimden fışkıran çıban.
Damlalar; kurşun yüzüme,
Sokak köpekleri: ezik;
Çekin bakışlarımı… dokunmasın göğe,
Şimşek; asimetrik kağıda, çapraz çizik.
Yağmur, su, zaman, fikir ve saire,
Her şey durdu.
Bir pelerin ve yarım daire…
Meşum tırpan; boynumu vurdu.
Savrulan vücutsuz baş; yüzünde acıtan kahkaha;
Yerde bir tümsek ve özensiz iki taş; istemedim daha;
Şeytanlara nazire, günahlardan saray,
Soldan takdim, kitabı oku,
Gözümde bir damla, okyanusa ayar,
Suallerin sökülmez zehirli oku.
Yüzüne dön! ey serseri!
Sen, buruşuk gazetede adı yazan çocuksun.
Dipsiz uçurum;
Tam kenarında yolcusun.
irtifasız düşüş; vakit ne erken!
Hem bu defa; son defa ertelemişken!
Mesaj biter; bir sağır sessizlik.
Boşluğun rüzgarı; ceketimde yelken.
Ensemde görünmez el,
Sokak dar geçit,
Ölüm muammaya tünel.
Bir amansız abluka; tabuttan çit,
Karanlık silüet, kaçılmaz sona özel.
Türk diline saygıyla ithaf olunur....
Taze koku; duydum seni yağmur.
Sokak lambası, su birikintisi ve eğilen doğru,
Patlayan damlalarda
Ben ve sen… ikimiz,
İkinin eksi kuvveti… amansız küçülmüş,
Bedenimde silindir; dev toplu iğne dönmüş,
Kaydı Yayınla
Dakikalar sonrası öfkeli ses,
İntizamsız kare, zihnimde tek albüm,
Rüzgar, uçurumda nefes,
Elimde ıslak zarf; acı… acı … güldüm.
Meraksız okudum; bilinmez lisanda göz,
Satırlara düşer, çisiltiyle ağıt,
Ve anlık aydınlık, solgun yüz…
Şimşek rengi, beyaz boş kağıt.
Uğultu; telsiz kemanda melodi;
Sol anahtar; Beşli portrede demir nota;
Yağmurun sesine dam;
Ve
Siyahın örtüsü;
Yarım simit, pet bardak,
Buruşuk gazeteden paçavra,
Üzerinde ismim,
Gecenin, tek renkli tablosu.
Çöplük…
Ruhuma sataşan fahişenin balosu…
Kaldırımda kırılır gölge endam,
Işığa sitem var.
Kaç numaralı klon; kimliksiz adam,
Hilkat, karanlık laboratuvar.
Adımlarım ıslak.
Kirli suya kalıp, ayak izim,
Gri tonlu mefküre;
Zihnimde bin muhayyel izim,
Üç boyutlu tabloda kölelik,
Meleklerin geldiği yerde bahtım.
üç metelik.
Mezar şehre; cesedimi sattım.
Işıklar, gölgeler; bir, iki, üçüm,
Yarasalar, yüzümde kanlı tırmık,
Tut elimden! siyah kırlangıç,
Gölgeler alemi; yalancı tanık.
Işıklar solgun, renkler siyaha göçte.
Uyuyan evler, gerisinde tütsülü ufuk;
Bir çığlık; oluklu kepenklerde gece üçte,
Ve davetsiz misafir... Yolum kesildi…
Bin yıllık mezarlık; duvarsız kapılar kilitli.
Kukaletalı adam; elinde
Tefekkür, beynimden fışkıran çıban.
Damlalar; kurşun yüzüme,
Sokak köpekleri: ezik;
Çekin bakışlarımı… dokunmasın göğe,
Şimşek; asimetrik kağıda, çapraz çizik.
Yağmur, su, zaman, fikir ve saire,
Her şey durdu.
Bir pelerin ve yarım daire…
Meşum tırpan; boynumu vurdu.
Savrulan vücutsuz baş; yüzünde acıtan kahkaha;
Yerde bir tümsek ve özensiz iki taş; istemedim daha;
Şeytanlara nazire, günahlardan saray,
Soldan takdim, kitabı oku,
Gözümde bir damla, okyanusa ayar,
Suallerin sökülmez zehirli oku.
Yüzüne dön! ey serseri!
Sen, buruşuk gazetede adı yazan çocuksun.
Dipsiz uçurum;
Tam kenarında yolcusun.
irtifasız düşüş; vakit ne erken!
Hem bu defa; son defa ertelemişken!
Mesaj biter; bir sağır sessizlik.
Boşluğun rüzgarı; ceketimde yelken.
Ensemde görünmez el,
Sokak dar geçit,
Ölüm muammaya tünel.
Bir amansız abluka; tabuttan çit,
Karanlık silüet, kaçılmaz sona özel.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)